Leyla ile Mecnun ve TRT payı

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Sema Karabıyık, bugünkü köşe yazısında Leyla ile Mecnun dizisine dair bir yazı kaleme aldı.

İŞTE O YAZI:

Leyla ile Mecnun ve TRT payı

2011 yılının en beğenilen diziler anketinde birincilik ipini göğüsleyen Leyla ile Mecnun, müdavimlerinin yüreğini ağzına getirdi. İnternet medyasında çığ misali çoğalan Leyla ile Mecnun’u seyredenler şok oldu başlıklı haberi okuyup, dizinin bahsedilen bölümünü seyretmemiş olanlar, dizi yayından kalkabilir endişesini yaşadı. Elektrik faturasından alınan TRT payı’nın dizide işlendiğini yazan haber, inşallah dizinin yayınına bu sebepten son vermezler temennisini içeriyordu. Devamında, o sahne nasıl da gözden kaçmış denilerek sansürlenmemesine duyulan şaşkınlık itiraf ediliyordu.

Haberi okuduğumda bahsi geçen bölümü seyretmemiştim. Birkaç saniyeyle sınırlı gözden kaçabilecek bir sahne canlandı gözümde. Öyle bir sahneydi ki dizinin yayınına son verecek kadar TRT’yi, yöneticilerini zor durumda bırakmıştı. TRT’nin son yıllardaki en parlak dizisinin geleceğini sallayan o sahnenin peşine düşmeden önce haberleri taradım. Aynı tezgahtan çıkmışçasına haber metni birebir aynı olmasına rağmen editörler yaratıcılıklarını atılan başlıklarda göstermişti.

Yayın öncesi gözden kaçan sahne ile dizinin telafi edilmez bir günah işlediğine ikna olmuş, bu hata dizinin celladı olur mu olmaz mı diye düşünüyordum ki, tekrar yayınıyla karşıma çıktı o bölüm.

Leyla’nın mecburi ölümünden sonra rolü fazlalaşan Erdal Bakkal elektrik faturası 408 lira gelince, faturaya göz gezdirirken TRT payı takıldı gözüne. Yüzde 2 TRT payı mı, yuh arkadaş, ben TRT izlemiyorum, para kolay mı kazanılıyor diye isyan etti. Mecnun’un babası git o zaman şikayet et deyince; elektrik idaresine gitmek yerine TRT binasına gitti. TRT payı olmasa faturası kabul edilebilir bir meblağa sahipmiş gibi kafayı TRT payına takmıştı çünkü. Yapılan bütün haberlerde TRT eleştirilmiş havası estirilse de ilk eleştiri Erdal Bakkal’ın kendisine yanlış şeye yanlış yerde itiraz ettiği içindi.

Erdal Bakkal ben hiç TRT seyretmem TRT payını da ödemem itirazı dilinde, geldi TRT binasına, çıktı ikinci kata, kapalı kapıları açmaya başladı tek tek. ilk odada yönetici, yapımcıların elini kolunu bağlamış burada birtakım kurallar var bundan sonra yapacağınız dizilerde oyuncularınız lan diyemez inek diyemez eşek diyemez yeri geldiğinde at diyebilir kunduz diyebilir diye yapımcıları hizaya çekiyordu.

İkinci odada Vardar Ovasını söyleyen TRT korosunun karşısında buldu kendini Erdal Bakkal. Çok iyi bildiği türküyle kendini kaybedince eller kollar devreye girdi koroda kakofoni oluştu ve kapı dışı edildi.

Her yayın koptuğunda ekrana gelen ve gözümüzü ayırmadan seyrettiğimiz Nejefli Maşrapa’ya özel bir oda tahsis edilmişti. Güne Bakış programını sunan Can Akbel’i Erkan Yolaç’la karıştırsa da hatırladı. Can Akbel TRT izlemeyen tanımaz beni deyince eskiden izlerdim diye cevap verdi.

Spor spikerlerini karıştırdı, ama artık ne kadar inkar etse de, eskiden izlerdim dese de, TRT izlediği çıkmıştı ortaya. Peş peşe gelen bu sahnelerle TRT izlemediğini söyleyenlere yapıldı ince göndermeler.

Son odada ise yaşlı bir memurun masa başında ölümüne şahitlik etti Erdal Bakkal. Atıl duruma düşmelerine, verimli çalışmalar yapmamalarına rağmen koltuğu bırakıp gitmeyen, gençlerin önünü açmayan TRT çalışanlarına zarif bir göndermeydi bu sahne de.

20 yıl önce elektirik faturalarından alınmaya başlanan TRT payına, iktidara ve TRT’nin şimdiki yönetimine çakma adına bugün itiraz edenlere geldi en ince gönderme.

Dizi süresinin neredeyse üçte birini kaplayan TRT payı itiraz sahneleri gözden kaçacak gibi görünmüyor. Leyla ile Mecnun kendine has yaratıcı üslubuyla çok yerinde ve dozacında bir tespitte bulunuyor. Ne eleştiri var ne de övgü bu sahnelerde, bolca tespit içeriyor. Eleştiri kültüründen ne kadar uzak olduğumuzun altını çizen; olumlu eleştiriyi yağcılıkla, olumsuz eleştiriyi hakaretle karıştıranlara; eleştiri nasıl yapılırın kitabını yazdı Leyla ile Mecnun.

“Gotik Leyla ve Şirin’in abisinin aşırı komik hikayesi”

İçinde tüm absürtlükleri barındıran Leyla ile Mecnun dizisinde öyle iki karakter var ki biri altyazılı konuşuyor, diğeri hiç durmadan komik bir şekilde dans ediyor. Leyla’yı tiyatrocu Neslihan Aker, ‘Şirin’in abisi’ni dansçı Berk Sarıbay canlandırıyor.

 

 

FATMA KARAMAN / fatmak@stargazete.com

Kahkahası bol, tüm karakterleri dikkat çeken bir dizi Leyla ile Mecnun… İsmail Abi, Mecnun, Yavuz Hırsız, Erdal Bakkal ile kendi kitlesini oluşturan dizi, seyirciyi her hafta kahkaha krizine sokuyor. Şu sıralar replikleriyle, tavırlarıyla öyle iki karakter var ki seyirciyi gülmekten kırıp geçiriyor. Gotik Nurten’in Almanya’dan gelen yeğeni Leyla ve Şirin’in henüz bir adı bile olmayan modern abisinden bahsediyoruz. Neslihan Aker ve Berk Sarıbay’ın hayat verdiği bu karakterlerin aşkı, çok komik ve absürt.

Biri balet diğeri tiyatro oyuncusu

Leyla ile Mecnun dizisi Neslihan Aker ve Berk Sarıbay’ın televizyonla tanıştıkları ilk yapım. Aker, tiyatro oyuncusu. Uzun yıllar çocuk tiyatrosu yapmış. Sarıbay ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi baş dansçılarından, aynı zamanda koreograf. Sarıbay “Normalde baleyle yatıp kalkıyorum, ilk defa bir dizide rol aldım. Hala çok şaşkınım ama oyuncu olmayı çok sevdim” diyor. Tiyatroda hem sahnede boy gösteren hem sahne arkasında asistanlık yapan Aker ise farklı bir yapımda rol almaktan çok memnun.

Peki diziye nasıl dahil oldular? Aker “Diziyi severek takip ediyordum ve bu yapımda rol almak istiyordum. Bir gün dizinin genel yönetmeni Onur Ünlü’ye ‘Dizide oynamak istiyorum’ diye mail attım. Sağolsun Onur Abi, ilgilendi ve yapımcıya yönlendirdi. Bir-iki bölüm rol yazıldı, oynadıktan sonra tekrar çağırdılar” diyor. Sarıbay ise dizideki Mecnun karakterine hayat veren Ali Atay sayesinde ekibe dahil olmuş: “Ali çok yakın arkadaşım. Bana ‘İlgini çekebilecek bir rol var, görüşmek ister misin?’ diye sordu. Senaryoyu okudum, çok güldüm ve dahil olmak istedim. Küçük küçük yorumlar katarak oynamaya çalışıyorum.”

Bu hareketleri ben mi yapacağım!

Dizide ‘Şirin’in abisi’ olarak anılan Sarıbay’ın henüz bir ismi yok. Modern Talking’e hayranlığı, Şirin’e karşı korumacı tavırlarıyla seyircinin kalbine taht kuran Sarıbay “Karakter zamanla ortaya çıktı. Modern Talking hayranı, John Travolta gibi olmak istiyor.  Sürprizli bir adam, nerede ne yapacağı, olaylara nasıl tepki vereceği belli değil. Senaryoyu okuduğumda ‘Bu hareketleri ben mi yapacağım ya!’ dedim ama kız arkadaşım bir tiyatrocu. Bana çok yardımcı oldu” diyor.

Gotik Nurten’in yeğeni olarak Almanya’dan gelen ve tıpkı teyzesi gibi koyu makyajı, soğuk tavırları ve sessiz konuşmasıyla ilginç karakterlerden biri olan Gotik Leyla, özellikle konuşmasının alt yazı verildiği sahnelerde seyirciyi gülmekten kırıp geçiriyor: “Aslında ben gotik bir karakter olarak yazılmamıştım. Önce makyajsız oynadım sonra Onur Abi’nin aklına geldi böyle bir şey. Kendimi makyajlı gördüğüm zaman çok şaşırdım. Bir de sessiz konuşarak oynuyorum, bu da sette ortaya çıktı. İlk bölümde hiç konuşmamıştım. Sonra Cengiz Bozkurt ve Ali Atay konuşmadan oynasam daha komik olabileceğini söyledi. Benim de hoşuma gitti, rolümü severek oynuyorum.”

Çakma dedenin aşık olması bizce daha absürt

LEYLA ile Mecnun dizisinde sürpriz aşklarıyla seyirciyi kahkahaya boğan Gotik Leyla ve Şirin’in abisi, ilişkileri hakkında Neslihan Aker şunları söylüyor: “Onlarınki ilk görüşte aşk ve her gün yeniden aşık oluyorlar. İlginç bir ilişkileri var. Neden bu kadar seviliyor bilmiyoruz ancak bence Sedef’in anneannesi ve çakma dedenin aşkı bizimkinden çok daha komik ve absürt!”

Dizide de kendin gibi huysuzsun!

BERK Sarıbay ve Neslihan Aker’e absürt karakterlerinden dolayı nasıl tepkiler aldıklarını soruyoruz. Sarıbay şöyle yanıtlıyor: “Sokakta tanıyor ve ‘Çok güldük sana’ diyorlar. Arkadaşlarım da şaşırdıklarını söylüyor. Bazen evde Şirin’in abisi gibi davrandığım, garip garip hareketler yaptığım oluyor ama!”

Aker ise makyajından dolayı kimsenin onu henüz tanımadığını anlatıyor: “Hala sokakta rahat rahat yürümenin keyfine varıyorum. Ama annem bana çok kızıyor ‘Tam kendin gibi huysuz bir karakteri oynuyorsun!’ diye.”

“Beatles olmuşuz da haberimiz yok”

Leyla ile Mecnun dizisinin ‘Erdal Bakkal’ı Cengiz Bozkurt, özellikle üniversite gençliğinin ilgisi için “Yahu Beatles olmuşuz da haberimiz yok” diyor. RADİKAL Gazetesi’nde yer alan söyleşisinde…

Leyla ile Mecnun dizisinde Erdal Bakkal’ı oynayan Cengiz Bozkurt son günlerde gündemden düşmeyen dizi ile ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. İşte Erdal Bakkal’ın diziye dahil olma süreci ve son günlerdeki tartışmalara yorumları…

“Gardiyan Ekrem’den sonra çok teklif geldi ama doğru seçim için reddettim. Risk ve kahramanlıktı. Sezonu kaçırdık derken Onur Ünlü’den davet aldım. Okur okumaz ‘Beklediğim bu’ dedim. ‘Senin için küçük bir rol değil mi’ deseler ‘Erdal Bakkal’ı istiyorum’ dedim çünkü kendime güveniyordum.”

Erdal Bakkal, yiğidi öldürüp hakkını da veriyor: “Dilin yaratılmasındaki en büyük pay Ali Atay’ındır (Mecnun) Soru eklerini ortaya almalar, düşük cümleler kurmalar; hacılar, hafızlar… Serkan Keskin’in ‘İsmail abi’ karakterini hayranlıkla izliyorum. Keza Yavuz’u oynayan Osman Sonant ve İskender’i oynayan Ahmet Mümtaz Taylan….”

“Biz absürd değiliz vallahi. Kaybedenlerin sesi olduk. Anti-depresan hap; ilaç gibi olduk. Birçok arkadaşımız depresyona girdiğinde bizi tavsiye ediyor. Demek ki insanların acıklı hikâyeler yerine biraz gülmeye de ihtiyacı varmış. Vallahi bizim dramalara göre ayağımız daha fazla yere basıyor.” Hayat bile daha absürd ki buna şahitlik ediyorum: Çekim sırasında bir yaşlı amca Erdal Bakkal’ın yanına gelip “Yahu bir kamyon toprağı getirip kaynak suyunun üzerine dökmüşler” diyerek dert yanıyor!

“Son TRT payı sahnesi de ‘mantıklı’ değildi. Kovulmak mı istiyorsunuz?” Şen bir kahkahayla alıyor sözü: “Bu bölüm aldı gitti başını. TRT yöneticilerinin de güldükleri duyumunu alıyoruz. TRT bizi kovsun diye yapmadık ama espriler yaptık. Onur’a ‘Eceli gelen köpek ne yaparmış biliyorsun değil mi’ diye söyleyip güldük. Çekerken gülüyorduk ama bir yandan da birbirimize bakıp ‘Ne yapıyoruz biz’ dedik. Ama TRT büyük bir olgunlukla karşıladı. Galiba resim dışardan göründüğü gibi değil.”

‘Erdal Bakkal sallama çay’ 
“Peki biz bu kazıkçı Erdal Bakkal’ı niye seviyoruz?” “Çünkü çevrenizdeki tanıdık birine benziyor! Ayrıca ben hiç hacı, hafız olaylarına girmeyerek onu farklılaştırmaya gittim. Olan bitenlere şaşıran durumuna geçirdim. Her şey ‘Ya oğlum burası bakkal, çay nereden çıktı’ diye başladı ve yürüdü.”

“Erdal Bakkal’ın patentini aldınız mı?” soruma da bir ağız dolusu kahkaha atıyor önce: “Almadık valla. ‘Erdal Bakkal salma çayı’na biri uyansa başta yurtlarda olmak üzere tutar herhalde.” Ama bakkallar onu çok tutmuş: “İnegöl Bakkallar Kooperatifi, yarattığım istihdamdan ötürü bana bir plaket gönderip ironi yapmış.”
Şöhret budalası olacak kadar ‘toy’ değil fakat yine de tadını çıkartıyor. Her şeyin başladığı ODTÜ’de ve Gazi’deki söyleşiler bakın neler söyletiyor: “Alkış, kıyamet. Hani Beatles elemanları salona, stadyuma girince çığlıklar atılır ya bizim de ODTÜ ve Gazi’deki söyleşilerimizde böyle şeyler olunca arkadaşalara ‘Beatles olmuşuz’ esprisini yaptım. Ama tabii öyle değil, Beatles kim, biz kim. Yine de insanların hayatında olumlu değişikliklere karşılık gelmişiz…”