Keşke benim de İsmail Abi gibi bir arkadaşım olsa

Leyla ile Mecnun’un fenomen İsmail Abi’si, Semaver Kumpanya’nın on yıllık oyuncusu Serkan Keskin geçen hafta İsmail Dümbüllü Ödülü’nü aldı. İsmail Abi’yi ve dahasını konuşmak üzere buluştuk…

Sıkı bir sinema-tiyatro takipçisiyseniz bir oyuncunun ‘Hep aynı’ mı olduğunu yoksa her seferinde başka türlü bir oyunculuk mu sergilediğini tek rolüyle bile sezebilirsiniz. Kendi adıma Serkan Keskin adını aklıma kazıdığım an, onu ‘Sonbahar’ filmindeki Mikail olarak gördüğümde olmuştu. Hemen ardından Semaver Kumpanya’da Shakespeare’in gaddar generali Titus Andronicus olarak izlediğimde yanılmadığıma emindim artık. Geçen seneden beri TRT 1’in müthiş dizisi Leyla ile Mecnun’un ‘İsmail Abisi’ olarak ekranda Serkan Keskin. Sadece ağzımıza doladığı o “Nasılll?”, “Olaylar, olaylar…”, “Nam, nam, nam”, “Senin ağzından çıkanla kulağının duyduğu bir mi?” gibi tatlı-zeki saçmalamaları değil, İsmail Abi’yi bağra basmamızın sebebi. Bu çağda bu kadar saf, iyi, yalnız, bağsız, malsız, mülksüz, hiçbir şeysiz olduğu, yine de kendinde her arkadaşına yetişebilecek gücü bulabildiği için unutamayacağımız bir karakter.

Geçen hafta İsmail Dümbüllü Ödülü’nü alan Serkan Keskin ile İsmail Abi’den Semaver’e konuşacak çok şey birikmişti, buluştuk. Keskin’i çok başka bir halde izlemek için son oyunu; yönetmeni ve oyuncusu olduğu ‘Metot’u kaçırmayın deyip aradan çekileyim…

Haliyle İsmail Abi ile başlayacağım. Senin İsmail Abi ile ilk karşılaşman nasıl olmuştu? Sevmiş miydin bu adamı?

İlk okuduğumda zaten Onur (Ünlü) hangi karakter olacağımı söylememişti. Buluşunca da “Sen İsmail’i oyna, ben onu çok seviyorum” dedi. “Ben de çok sevdim” dedim. Dizinin böyle bir hale geleceğini zaten tahmin etmiyorduk. “Sürekli parlak giyinen ama hiç parası olmayan bir adam olsun” dedik. Mahallenin abisi ama hiç işi olmayan bir herif… Sadece bunu biliyorduk. Ama Onur’la Burak’la (Aksak), Ali’yle (Atay) çalışıyor olmanın; birileri bir şey yazıyor, biz de oynayacakmışız gibi değil de ekip olarak konuşup, “Şöyle mi yapsak, böyle mi yapsak?” diye olacağını biliyorduk. İsmail Abi’nin bu hale gelmesinde Onur’un bize fırsat vermesinin, karşılıklı bu kadar sapıtıyor olmamızın etkisi var.

İsmail Abi’nin fenomenleşmesi Leyla ile Mecnun’dan da ayrı bir yerde. Hep umut eden, saf, iyi, yalnız insan olmak, paraya pula tamah etmemek, koşulsuz arkadaşlık demek İsmail Abi…

Galiba insanların “Keşke İsmail Abi gibi bir arkadaşım olsa” dediği ama kimsenin İsmail Abi gibi olmayı aklına bile getirmediği bir adam. Dünyada o kadar iyi niyetli, o kadar saf insan yoktur… Keşke benim de olsa öyle bir arkadaşım. Komik olmasıyla başladı her şey. Yalnızlığı da insanları etkiledi. Benim de İsmail’de en sevdiğim, yalnız olması. Evini bilmiyoruz mesela. Aile yok. Sevgili yok. Sadece mahalledeki arkadaşları var. Başka bir şey de istemiyor. En sevdiğim tarafı, iş manyağı olması. Sürekli iş arıyor, ‘yol-yemek-sigorta’ diyor ama aslında çalışmak istemiyor ya… En incelikli ve derin tarafı bu bence. Çalışmayı reddetmek tarafından baktığımız zaman da hoşuma gidiyor bu. Parayla falan zaten hiç işi yok. Kedi gibi bir adam.

Senarist Burak Aksak bir söyleşisinde “Bazen İsmail abinin repliklerini yazarken kopuyorum, Serkan toparlar nasılsa diyorum” demişti. Öyle mi oluyor?

Tabii ki bazen “İsmail, Mecnun veya Yavuz bilmem ne yapar. Neyse ben onu bilemedim, onlar zaten bir şey yapacaklardır” oluyor. Senaryoyu o kadar görmezden gelip yapmıyoruz ama Burak’ın yazdığı üzerinden, bütün sınırlarını zorluyoruz. Geçen Cengiz’le (Bozkurt) bir sahne vardı, ‘uk bik’ falan bir şeyler yaptık. O kadar manasız ki! Normalde “Abi napıyorsun ya?” der yapımcı! Ama gerçekten o an geldiği için, kötü niyetle yapmadığımız için, en güzeli de yaptığın seyircide kabul gördüğü için oluyor.

İsmail Abi’nin herkesin diline dolanan lafları; ‘Olaylar olaylar’, ‘Nam nam’lar falan nasıl çıktı?

Saçmaladığı şeylerin hepsinde herkesin çok katkısı var. Sette çok eğlendiğimiz kamera ekibinden bir arkadaşımız bir şey anlatıyordu bir gün “Abi böyle oldu. Sonra gittik. Olaylar olaylar” dedi. Kulağıma o kadar komik geldi ki… O an kayda giriyorduk, 3-2-1… “Olaylar olaylar” dedim, farkına varmadan. O kaldı. Hep bunun gibi. Evde düşünmedim yani öyle demeyi. Bir gün Lapseki’ye taktım kafayı, “Lapseki nasıl bir isim ya” derken, ‘laps’ çıktı. Dans ediyoruz bir sahnede; “Sen ne kadar iyi dans ediyorsun İsmail Abi?”, “Evet, ben Londra’da eğitim aldım.” Onun hiçbir karşılığı yok ya…

Yolda “İsmail abiii” diye seslenip dizideki halinle karşılık bekleyen oluyor mu?

Çok. ‘İsmail Abi’ enerjisiyle bağırıyor, Serkan değil yani kesinlikle. Dönüp bakıyorsun, selam veriyorsun elinle. O “Hooop!” yapıyor. “Eyvallah abi” yapıyorum. “Nasııııl?” diyor. Sonra devamını yapmayınca “Abi niye yapmıyorsun?” falan diyor. Ama yani “Hoop” yapmaya kalksam… Sonra bozuluyor, “Vay be İsmail abi, bak ‘Hop’ demedin ha…” diye.

Hayatında bir dönüm noktası gibi olacaktır, İsmail Abi. Bu karakterle anılacak olma ihtimali ne düşündürüyor sana?

Çok düşünmedim ama tiyatro yapıyor olmamın avantajı da var. Bundan sonra komedi yapmak istemem mesela. İnsanların kafasında yapışıp kalacaktır ama beni başka rolde İsmail Abi olarak izlemeyecekler. İsmail diye bir rol geldi ben de içimdekileri döktüm. Hayatım boyunca unutamayacağım bir rol olacak İsmail de Leyla ile Mecnun da…

Geçen hafta her sene bir isme verilen İsmail Dümbüllü ödülünü aldın. Nasıl hissettin?

Bu Müjdat Gezen Sanat Merkezi hocalarının ve öğrencilerinin verdiği tiyatro ödülü. Her yıl birine devredilen bir şey. Semaver Kumpanya olarak bir süre önce Afife Ödülleri’ne aday olmuştuk ve birtakım şeyler oldu, adaylıktan çekildik. Ödül almıyoruz. Ben tiyatro ödülü asla almıyorum ve istemiyorum ama İsmail Dümbüllü sekiz kişinin “Bu oyun mu, şu oyun mu?” diye karar verdiği bir ödül değil. “Bu sene size vermek istiyoruz ödülü” diyorlar. Kıyaslamanın olmadığı bir şey olduğu için gururla aldım.

Semaver Kumpanya’nın hakikatten bir kumpanya tadı var gibi, diğer özel tiyatrolardan farklı olarak. Nasıl bir ruhu var Semaver’in?

Bir kere Haliç’in o tarafında olmamız, yaptığımız repertuvar önemli. Her sene bir klasik yapmaya çalışıyoruz. Vodvil ya da herhangi bir çağdaş bir şey yapacak güce sahibiz. Ama başka bir şey iddia ediyoruz. Sadece oyun oynamak değil, oyuncu, yazar, yönetmen yetiştirmek, orada bir mutfak olması önemli. Işıl Kasapoğlu’nun bize on sene önce yaptığı gibi… Audition ya da bir anlaşma sistemi yok. Gelen herkes “Ben ne yapabilirim?” diyebilir. “Gel, takıl ve kendin bak” yani… Semaver iyi oyuncular çıkardı, Türk sinemasına katkıları büyük. Ama biz bir şeydik ve Semaver’de tiyatro yapmış değiliz. Biz hiçbir şeydik, konservatuvarlardan çıktık Semaver’de buluştuk; Tansu’lar (Biçer), Nadir’ler (Sarıbacak)… Orada oyuncu olduk.

Yeni oyun Metot’un hikâyesi nedir?

İspanyol yazar Jordi Galceran’ın metni. Sarp (Aydınoğlu), ben, Sezin (Bozacı), Mustafa (Kırantepe) oynuyoruz. Dördü, uluslararası bir şirkette iş görüşmesine girer. Bir mektup çıkar çekmeceden. “Aranızdan biri insan kaynakları bölümünden. 10 dakikada onu bulun” diye. Kimin sahte olduğunu bulmak üzerine giden biraz gerilimli, bir o kadar da komik. Bu gerçekten uygulanan bir metot zaten. Artık dünyanın sistemi bu ve bu oyunda oynuyorsan varsın.

‘Megan Fox’un içinde bir kamera canavarı var gibi…’

Söyleşiye gelirken birkaç insandan geldi bu talep, “Megan Fox’la oynadığı reklamı da sorsana” diye. Sormamak olmazdı zaten, anlattı: “İnsanların gözünde bir Hollywood yıldızı imajı var, ister istemez benim de kafamda öyle bir imaj oluyor. Etrafında yedi menajerle falan gezdiği için… Aslında kızla karşılıklı oynayacağın zaman tanışıyorsun. Karşı karşıya geldiğinde yaşı benden küçük, boyu benden kısa, ufak bir kız… Hiç “Ben Megan Fox’um” havasında değil… Televizyonlarda, dergilerde gördüğüm kadın bambaşka bir kadın. Bence içinde bir güzellik, bir kamera canavarı olan bir genç kız. Onu zaten biliyor ki Megan Fox olmuş.”

Güliz Arslan/gulizarslan@gmail.com

Fotoğraflar: ERCAN ARSLAN

Zeynep Çamcı | Kelebek Röportajı

“Recep İvedik” serisinin her filminde oyuncu kadrosu değişiyor, ama Zeynep Çamcı adı bu kuralı bozuyor.

Şahan Gökbakar’ın gişe rekortmeni serisinin son iki filminde kendini gösteren genç oyuncu, “Eğer çekilirse ‘Recep ıvedik 4′te de olmak isterim, en azından bir köşede görünmem bile yeter” diyor.
Öncelikle sizi biraz daha yakından tanıyabiliyir miyiz? Nerede okudunuz, oyunculuğa nasıl başladınız?
- Bodrum’da doğup büyüdüm. Üniversite sınavlarından sonra İstanbul’a geldim. İstanbul Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü’ne girdim. Lisans döneminde bir grup kurduk ve kısa film çekmeye başladık. Arkadaşlarımdan biri de beni filminde oynattı. Okuldaki hocam filmi izlerken birden bana döndü ve “Zeynep, sen oyuncu olmalısın” dedi. Daha sonra Aksoy Film’de seçmeler olduğunu söyledi, ben de başvuru yaptım. Oyunculuk serüveni bu şekilde başladı…
Ve ardından “Recep ıvedik” macerası geldi… Serinin son filminde canlandırdığınız Zeynep karakterinden biraz söz eder misiniz?


- İstanbul’a okumak için gelmiş, sıcakkanlı bir kız Zeynep… Recep İvedik’in de uzaktan akrabası. Onun içindeki sevecen, duyarlı tarafı ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor, bir yandan da onu girdiği bunalımdan kurtarmaya çalışıyor.
Zeynep’le aranızda benzerlikler gördünüz mü hiç?

 

- O da benim gibi okumak için ıstanbul’a gelmiş, komik ve neşeli biri… Ama bana göre daha çıtkırıldım bir kız…

 

Bu filmin kadrosuna nasıl dahil oldunuz?

 

- Cast görüşmesi için Aksoy Film’e gitmiştim, ama “Recep ıvedik”ten haberim yoktu. Bir kasiyer rolü olduğunu ve bana uygun bulduklarını söylediler. Bir hafta sonra seçildiğimi öğrendim. Sevindim tabii. Çekimler çok eğlenceli geçti. Film vizyona girdikten sonra Aksoy Film’den tekrar aradılar ve “Recep ıvedik 3” için teklif sundular.
İlk iki filmdeki oyuncular farklı, ama siz bu kuralı bozdunuz. Özelliğiniz ne?


- Özelliğimi bilemem ama ben “Recep ıvedik 2” filminin çekimlerinden çok keyif almıştım. Sonra üçüncü filmdeki karaktere de benim uygun olabileceğimi düşünmüşler, teklif getirdiler. Senaryoyu anlattıkları an kendimi bu projeye ait hissettim zaten…
Eğer çekilirse dördüncü filmde de olmak ister misiniz?


- Devam ederse neden olmasın? Bir kenarda görünmek bile bana yeter, hoş olur.
Recep ıvedik gibi biri gerçek hayatta karşınıza çıksa ne yaparsınız?


- Bir ay boyunca onu gerçek bir insan olarak düşündüm zaten… Çok eğlenirdim herhalde, tahammül edebilirdim ona…

 

Filmde zorlandığınız anlar oldu mu?


- Çekimler başladığında çok heyecanlıydım. Neyse ki şahan (Gökbakar) ve yönetmenimiz Togan (Gökbakar) bana çok yardımcı oldu, motive etti. Bu yüzden sandığım kadar zorlanmadım.
Filmin milyonları sinema salornlarına çekmesinin sırrı sizce ne?


- Çok güldürüyor. Bunun dışında insanların belki de söylemek ve yapmak istedikleri ama kendilerini hep engelledikleri bir takım şeyleri dışa vuruyor. ızleyenleri rahatlattığını düşünüyorum bu filmin, o yüzden seviyorlardır.
Olumsuz eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz peki?


- Olumlu veya olumsuz eleştiriler olacaktır elbette, doğal şeyler bunlar.
şahan Gökbakar’ın adı, Merve Sevi ile birlikte olmaya başlamadan önce sizinle anılıyordu. O haberler hakkında ne söyleyeceksiniz?
- Ben de sizin kadar biliyorum o dedikoduları… Böyle haberler yazıyorlar ama hepsi asılsız. meslek miydi?


- Küçükken annem bize bir kamera almıştı. Kuzenlerimle hep bir şeyler çekerdik. Özellikle lise döneminde aklımda hep sinema vardı.
Beyazperdede hangi rolle görünmek isterdiniz?


- Daha yolun çok başındayım, henüz bunu söyleyemem. Ama hangi rol olursa olsun, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışırım.
Kariyerinizi nasıl şekillendireceksiniz?


- Hayatın ne getireceği belli olmuyor. ıleride belki bambaşka bir şey yapacağım. Ama tercihim bu yolda ilerlemek… Çünkü ben sinemayla ilgilenmeyi seviyorum.
Hayranlık duyduğunuz oyuncular var mı?


- Elbette… Haluk Bilginer, şener şen, Uğur Yücel, Müjde Ar… Sayamadığım, şu an aklıma gelmeyen daha birçok isim var.

 

Günlük hayatınızda neler yaparsınız?


- Eskiden at biniyordum, biraz ihmal ettim bu sporu… Son dönemde daha çok evde oturmayı seviyorum. Çok evcimen bir insanım. ınternet bağımlısıyım. internetin başında çok zaman geçiriyorum. Kendi halinde bir insanım.

 

Röportaj: Simge USTA

Erdal Bakkal 21 yıl sonra 2′inci kez baba oluyor…

Yasemin Bozkurt’un sunduğu ‘Bir Demet Yasemin’ programına katılan    Leyla ile Mecnun dizisinin fenomen karakteri Erdal Bakkal’a hayat veren Cengiz Bozkurt, hayatının sırlarını ilk kez canlı yayında anlattı.

”FİZİK OKURKEN, TİYATRO KANIMA GİRDİ”

Erdal Bakkal karakteriyle fenomen olan Cengiz Bozkurt, oyuncu olmasaydı Fizik Öğretmeni olacakmış. Severek tercih ettiği Fizik bölümünü, tiyatro yüzünden bırakan Cengiz Bozkurt, anne ve babasının kalbine indirmemek için uzun süre okulu bıraktığını onlara söyleyememiş. Genç yaşta okulda tanıştığı İngilizce öğretmeniyle ilk evliliğini yapan Bozkurt, uzun bir süre Londra’da yaşamış. İlk evliliğinden 21 yaşında bir kızı olan Bozkurt, kızıyla ayrı ülkelerde yaşasalar da çok iyi anlaşıyor.

‘LONDRA’DAN BEŞ PARASIZ DÖNDÜM”

Londra’da yaşadığı süreçte pazarcılık, taksicilik, bulaşıkçılık yapan Cengiz Bozkurt, o zorlu koşullara rağmen tiyatro yapmaktan da vazgeçmemiş. Çocuğunun annesi ilk eşinden ayrılan Cengiz Bey, Londra’da yaşayan bir Türk ailenin kızıyla ikinci evliliğini yapmış. Türkiye’ye babasının rahatsızlığı nedeniyle kesin dönüş yapan Bozkurt, ölümünden önce onunla bol bol hasret gidermiş. Bozkurt, Londra’dan beş parasız dönünce, Türkiye’de her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalmış.

”21 YIL SONRA İKİNCİ KEZ BABA OLUYORUM”

Genç yaşta baba olan Cengiz Bozkurt, canlı yayında Yasemin Bozkurt’la yeniden baba olacağının müjdesini de paylaştı. 21 yıl sonra ikinci kez baba olmanın heyecanını yaşayan Bozkurt’un eşi, 2 aylık hamile.

”HALİL SEZAİ DEĞİL, ÇEVRESİ DEĞİŞTİ”

Yasemin Bozkurt’un son günlerin fenomen ismi Halil Sezai ile ilgili sorusunu cevaplandıran Cengiz Bozkurt, ” Halil Sezai hep aynı değişmez , o değil çevresi değişti” diyerek cevaplandırdı. Halil Sezai ile birlikte bir dizide oynayan Bozkurt, set aralarında Halil Sezai’nin şarkılarını bol bol dinlemiş.

“VÜCUD” FİLMİ İÇİN SOYUNDUM”

Cengiz Bozkurt, 21 Mart’ta vizyona girecek olan “Vücud” filminde yine aykırı bir karakteri canlandırıyor. Filmin çok ses getireceğini söyleyen Bozkurt, çekimler için bazı sahnelerde soyunmuş ve yatağa girmiş.

Sedef ve Şirin’le tanışın!

TRT 1′in fenomen dizisi ‘Leyla ile Mecnun’un yeni oyuncuları Zeynep Çamcı ve Müge Boz, karakterleri Sedef ve Şirin’i ilk kez Radikal’e anlattı

Leyla ile Mecnun’u takip ediyor muydunuz?
Müge Boz:
Her hafta takip edemiyordum tabii. Ama arkadaşlarımla bir araya gelip izlerdik biz ‘Leyla ile Mecnun’u. Dizinin kendine has bir dili var, ben de o dile hâkimdim yani. Ama tabii çekimlere başlamadan tekrar izledim tüm bölümleri.

Zeynep Çamcı: Ben de çalıştığım için çok takip edemiyordum önceleri ama sonra etrafımdaki herkes “Leyla ile Mecnun diye bir dizi var…” demeye başladı. Merak edip başladım izlemeye, acayip komik sahneler yakaladım, çok sevdim. Sonra kendimi dizinin içinde buldum!

Çekimlere başlayalı henüz iki gün olmuş gerçi ama ne umuyordunuz, ne buldunuz sette?
Müge Boz: Benim hiçbir çekincem olmamıştı adaptasyona dair. Zaten duymuştum da ekibin çok iyi olduğunu. Evet, bir karakter çıktı, biz onun yerine giriyoruz ama biz farklı karakterler olduğumuz için, çok fazla endişe duymadım. Zaten burada tam bir ekip çalışması var. Örneğin, bir sahne çekilirken oyunculara da fikirleri sunuluyor. Normalde senarist yazar, oyuncu oynar, ama burada güzel bir paylaşım var; bu çok önemli, çok rahatlatıcı.

Zeynep Çamcı: Ben de endişelerle gelmedim buraya. Henüz çok fazla sahne çekmedik ama çektiklerimizde de kendimi inanılmaz rahat hissettim zaten.

Karakterleriniz nasıl tipler, oynamakta zorlanacağınız tarafları var mı?
Müge Boz: Şirin, abisiyle yaşıyor. Abisi dansçı, Şirin de hem fizik okuyor hem de sosyolog. Aslında ciddi, sıradan ve sıkıcı bir hayatı var. Ama Mecnun’la tanıştıktan sonra, mahalle hayatı onun epey ilgisini çekecek. Sosyoloji okumuş olmanın verdiği ilgiyle, olaya biraz da deneysel bir gözle bakarak mahallelinin içine karışacak. Benim de, ilgim vardır fiziğe, evde kuantum üzerine kitaplarım bile var hatta.

Zeynep Çamcı: Sedef anneannesiyle yaşıyor. Pizzacıda çalışıyor, ekmek parasını kazanıyor. Mahallenin kızı. ‘Karaböcek’ bir şey. Tam oynamak istediğim gibi bir tip. Bana benziyor zaten.

Müge Boz: Bir de senaryoyu elime aldığımda, ‘rahat’ bir şeyle karşı karşıya olduğumu anlamıştım ben mesela. Karakter analizinde, “Bu da böyle bir kızımız” filan yazıyor mesela parantez içinde. Burada böyle bir şey olsa ne güzel olur, yaparsınız siz, aslansınız, kaplansınız filan…

Doğaçlama yapmaya çok elverişli bir proje ama kimileri bunu tercih etmez. Sizin tercih ettiğiniz bir şey mi?
Müge Boz: Evet ama çok fazla sahne çekmedik henüz. Ama doğaçlamaya açık bir senaryo ve tabii bu çok daha farklı bir enerji yaratıyor. İlerleyen günlerde ortaya güzel şeyler çıkacağına eminim.

Diziye ikinci sezonda katılıyorsunuz. Bir projeye başından itibaren dahil olmak daha kolay olsa gerek. Adaptasyon sorunu yaşıyor musunuz?
Müge Boz: Bence sonradan dahil olmak daha kolay. Baştan birlikte başladığınızda, hiçbir şey oturmadığı için, kimse bir şey bilmediği için, oynadığın partnerle zorlanıyorsun. Ama şimdi ben sahneyi birlikte oynayacağım oyuncuya bir şey sorduğumda ondan net bir cevap alabiliyorum. Bu da bazı şeylerin daha çabuk ve kolay oturmasını sağlıyor.

Zeynep Çamcı: Biz şu an zaten birlikte oynadığımız karakterleri tanıyor gibiyiz. Bu çok büyük rahatlık veriyor. Bu durumun dezavantajını görmedim henüz.


Radyo-TV’den oyunculuğa

İkiniz de aslında Radyo-TV okumuşsunuz, kameranın arkasında olmak mıydı amaç?
Müge Boz: Ben Sinema-TV okudum, Halkla İlişkiler’de yandal yaptım. Yurtdışında reklamcılık ve fotoğrafçılık eğitimi aldım. Yani medyada, kamera önü dışında okunabilecek her şeyi okudum. Kamera arkasında da çalıştım. Kamera önüne geçmem yavaş yavaş oldu. Arkadaşlarımın işlerinde, ufak tefek reklamlarda oynadım, daha sonra da Şüphe ve Karakol dizileri geldi. Oyunculuk dersleri alıyorum şimdi, Ti Performans’tan Hakan Pişkin’le çalışıyorum.

Zeynep Çamcı: Ben de İstanbul Üniversitesi Radyo-TV mezunuyum, Orada yüksek lisans yapıyorum halen. Ama ben ‘rollenmeyi’ severdim zaten. Hatta bu bölümü tercih etme sebebim de odur.

ELİF EKİNCİ

Radikal Hayat / 23/10/2011

Leyla’nın ciğeri emin ellerde..

Recep İvedik filmleriyle adını duyuran Zeynep Çamcı, Leyla ile Mecnun’da Leyla’nın akciğerini taşıyan Sedef rolünde. Kısa sürede hayran kitlesini oluşturan genç oyuncu, bakkalının bile bu rolünü çok sevdiğini söylüyor.

Fatma Karaman / fatmak@stargazete.com

KAHKAHASI bol bir yapım Leyla ile Mecnun… Dizi çok sevildi ancak geçtiğimiz aylarda nazara geldi, sette yaşanan gerginlik ve yönetmen Onur Ünlü’nün sağlık problemleri nedeniyle çekimlere ara verildi. Dizinin biteceği, devam etse bile eski tadını vermeyeceği düşünülüyordu ta ki ‘Yeni Leylalar’ Müge Boz ve Zeynep Çamcı görünene kadar. Dizinin yeni bölümlerinde Sedef rolünü canlandıran Zeynep Çamcı ile konuştuk.

Kamera arkasından oyunculuğa

25 yaşındaki Çamcı’yı Recep İvedik-2 ve 3 filmlerinden tanıyoruz. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV bölümünden mezun olan Çamcı, uzun yıllar kamera arkasında çalıştı. Oyunculuğa figüranlıkla başladığını söyleyen Çamcı “Annem küçükken ‘Senin oyuncu olacağını hissediyorum’ demişti. O zaman ne anlama geldiğini pek anlayamamıştım. Şimdi şanslı olduğumu düşünüyorum, oyuncu olmaya karar verdiğimde isabetli bir şey yaptığımın farkındaydım” diyor. Çamcı diziye dahil olma hikayesini şöyle anlatıyor: “İki yıldır iyi bir projede yer almak için bekliyordum. Leyla ile Mecnun’u da takip ediyordum. Hatta sırf oyuncularla tanışmak için sete gitmeyi bile düşündüm. Arkadaşlarım da ‘Sen bu dizide oynasan çok güzel olur’ diyordu. Bir akşam telefon geldi Leyla ile Mecnun dizisinin seçmelerinin olduğunu haber verdiler. Çalışacağım metni gece okudum ve hayallerle uyudum. Görüşmeden sonra 4-5 gün haber bekledim, yemek yemeyi bile unuttum. Birkaç görüşmeden sonra da Sedef karakterini kaptım.”

Çamcı, dizide pizzacı bıçkın bir genç kızı canlandırıyor. Sedef gibi kızların hemen hemen her mahallede yaşadığını, bu yüzden çok sevildiğini söylüyor: “Hatta bakkalım bile bana ‘Çok çılgın kız Sedef, sevdik onu’ diyor. Beni hiç izlemeyen annem bile artık diziye bakıyor ‘O bütünün parçası olmuşsun’ diye isabetli bir karar verdiğimi telkin ediyor.”

Dağınıklıkta annem beni görmedi

Çamcı, kendisinin de tıpkı Sedef gibi çabuk sinirlenip tepki verdiğini belirtiyor: “Burak Aksak inanılmaz bir insan. Karakteri bana anlatırken ‘Sedef çok dağınık haberin olsun’ dedi, ‘Ben de öyleyim’ dedim. Örneğin bir gün annem odama girip ışığı yaktı, o dağınıklığın içine girdi, sonra kapattı ışığı gitti. Sabah ‘Neredesin sen’ diye her yeri aramaya başlamış, gece eve gelmediğimi sanmış. Halbuki yatağımda yatıyordum, dağınıklıktan görememiş beni!” diyor. Çamcı, gerçek hayatta da uzun süre dizideki gibi anneannesiyle yaşamış: “Anneanneyle yaşamak bambaşka bir deneyim. Çok sevindim rolümde böyle bir ayrıntı olduğu için. Bu durumu kendi anneanneme söyledim, o da ‘Beni orada nasıl devam ettirecekler şimdi? Anlamadım kızım’ dedi, çok güldüm. Küçüklüğümden beri onunla olduğum için gerçekten mutluyum.”

Recep İvedik’teki kıza benziyorsun!

Milyonlarca seyircinin izlediğim Recep İvedik serilerinde rol almasına rağmen tanınmadığını söyleyen Zeynep Çamcı, komik olaylara şahit olduğunu belirtiyor: “Mahallemdeki fırına gittim abi bana ‘Sen Recep İvedik’teki kıza benziyorsun’ dedi. ‘O benim’ deyince bile ‘Diyorum ya insanlar çift yaratılıyor. O kıza çok benziyorsun’ dedi. Şaşırdım kaldım öyle. Aslında bu durum işime geliyor, rahat rahat dolaşıyorum. Metrobüse bindiğim zaman insanlar yüzüme bakıyor ‘Bu o kız değildir’ deyip kafalarını çeviriyor.”